2001

İstemediğim bi kızla arkadaş gazıyla birlikte olmamla başlayan hadise, kızın doğum gününün çıkmaya başladığımız günün iki gün ertesine denk gelmesiyle yaşanan bir hadisedir. 19 Mayıs gösterilerine hazırlanan iki ergendik, folklor grubunda. Stadda ki provadan sonra doğum günü olduğunu öğrendim ve aklıma gelen ilk şeyi hayata geçirdim.

- xxx naber?
- İyi Bilal senden naber?
- İyi. Doğum gününü unuttum sandın dimi? (eller arkada)
- (yüzünde bir gülümseme) aaa
- Doğum günün kutlu olsun. (arkamda sakladıklarımı uzattım)
- Ya bi git işine ya..

Son kelimeleri oldu, iyi de oldu. Nasıl ayrılırım diye düşünüyordum zaten. Ha arkamda ne mi saklıyordum? Kenarda gördüğüm biçilmemiş çimler. Hepsi de epey uzundu. Bir avuç dolusu kopardım, her biri farklı yöne bakan baymış yemyeşil çimenler. Beğenmedi. Niye ki?

2004

Götik yarim, ayrılalım dediğimde salya sümük ağlamaya ve amaçsızca yürümeye başladı. Tutamadık. Sonrasında bi cafenin yanında bi yere oturttuk ama hala hıçkırarak ağlamaya devam ediyordu. Sakinleşmiyor bir türlü. Annesini aradık, durumu izah ettik ve annesi gelene kadar başında bekledik. Midye ya da benzeri birşey satan esnaf amca;

- Kızım niye ağlıyorsun bu kadar? Yazıktır, helak ettin kendini.
- Benim için ağlıyo amca, bi bak değer mi allaaaşkına?
- ....
- böğühüüüü

Yaklaşık 2 saatlik ağlama nöbetinden sonra annesi nihayet vardı biz de bayrağı devrettik.
____________________________________

Aynı insan bikaç gün sonra prova için gittiğimiz stüdyoda da buldu bizi;

- Bi dakka konuşabilir miyiz?
- Ne diyeceksin?
- Affedemez misin beni? (hakkaten affedilmez bi hatası olmuştu)
- Hayır.
- sniff ....
- Ağlama xxxx, ağalayacak bişey yok.
- Senden son bir şey isteyebilir miyim?
- Nedir?
- Son bir kez sarılabilir miyim?
- Hayır.

Sonrasında arkamı döndüm, kapıyı kapatıp içeri girdim. Merdivenlerden inerken içimde acımasız bir mutluluk vardı. Haketti arkadaş. Bir kaç saat boyunca orda öylece kalmıştır diye bekledim. Kalmamış. Bir yerlere gidip ağlamıştır heralde.

2005

Okul çimlerinde elele tutuşmuş uzanıyorduk. Karşımızda süs havuzu. Su fışlatan bıdılardan birisi düzgün çalışmıyor ama ilginç bir şekilde durup durup "fışt" diye su bırakıp duruyordu, ona kitlendim.

- Ne düşünüyorsun?
- Ne güzel fışlıyo lan!
- puahahah
- Ne?
- Nasıl bi adamsın sen ya?
- Romantik bişey mi söylemeliydim?
- Boşver.

Ne?
_____________________________________

Gece dışarıda vakit geçirmeme hoş bakmayan bir kız idi bu bahsi geçen insan. Bir gece yine ona söylemeden sabaha kadar sokaklarda sürttüm. Öğrendiğinde bir taraftan ağlayıp bir taraftan da baya sayıp sövüyordu.

- Neden böyle yapıyorsun? Hani evde duracaktın, bana niye yalan söyledin bıdıbıdıbıdıbıdıbı....
- ...
- Ya bişey söyle!! Ayrılmak mı istiyorsun? Ne istiyorsun adam gibi söyle.
- Hayır.
- E neden dışarı çıktın?
- Canım istedi.
- ...
- ...
- Ne düşünüyorsun?
- Bu 314 otobüsü Ayrancı'ya kadar gidiyomuş! Oha! Ben hep Altınpark tarafına gittim bununla.
- Allaaam ya!!! Öldüreceksin beni! Ayrılmak istiyorsan söyle.
- Yoo, istemiyorum.

Harbi öyle bir niyetim yoktu arkadaş.

________________________________

Bu bahsi geçen insanla epey uzun süreli ilişkim olunca benzer vakalar çok tabi. Ankara/Batıkent'te bir lisenin bahar şenliğine o dönemler severek dinlediğimiz gruplar gelmişti, biz de kaçırır mıyız? Kaçmaz tabi. Konser bitti, Batıkent'te yaşayan iki arkadaş daha vardı.

- Anıl'ların ev nerede?
- Şu tepe var ya..
- Eee
- kıhıhıhııhıh
(Anıl dediğimiz arkadaş ve Kençal'dan da gürültülü bir kahkaha)
- Neye gülüyorsunuz ya?
- Hiç yai işte oranın arkasında ahahahahah
- Ya ne var?

Bişey yok :)

Cümlenin sonunu tamamlamayı çok istedim ama ağır gelebilirdi, vazgeçtim. Kençal ve Anıl anlamıştı, bana yeter.

____________________________________

Volkwagen T2 minibüs benim her zaman en sevdiğim araçlardan olmuştur. Ve adı bence Türkan'dır.

- Türkan mı ben mi?
- ...
- OHA!
- Ya hayır öyle değil, şey...
- ...

Harbi aklıma cevap gelmedi ama.

Daha baya vardı ama unuttum :)

_______________________________________

2009

Ankara'da Konur Sokak'ta Cubana diye bir bar var, Küba dostluk derneği olarak ta geçer. En üst katta ve terası var arka tarafında. Terasta da salıncaklar falan. Sık gittiğimiz için de servis yapan elemanı tanıyorduk. Her seferinde muhabbet ederiz. Kız arkadaşımla gidip salıncakta yayılmıştık;

- Ohh sizinki de keyif ha. Ben bu tarafa kimseyi yollamam, siz rahat rahat takılın.
- Eyvallah sağolasın ama gelsin insanlar farketmez.
- Yok yok sizin keyfiniz kaçmasın. Ulan bi kere bile gelip şurada sevgilimle salıncakta sallanamadım.
- Neden? İşten arta kalan zamanlarda gel sevgilinle.
- Vakit mi var, sevgilim yok hem.
- Anladım.

Adama içim parçalanmıştı.

- ...
- Ne düşünüyosun Bilal.
- Keşke adama "abi kalkayım da beş dakka da sen otur, ben yerine bakarım" deseydim.
- NEE!!
- Yazık adama.
- Ya ne diyosun be eşek!!

Birkaç tokat yedim ama savaşa dönüşmeden yatıştırdık. Yazık adama ama ya.


Blogger tarafından desteklenmektedir.